Çocuklarımız Nasıl Öğreniyorlar?

Anneler çocuklarının bilgileri yaşayarak kendi deneyimleriyle elde etmelerini nasıl karşılıyorlar? Oyun oynayarak sokakta veya parklarda geçen zaman dilimleri çocuğun hayatında ne kadar yer kaplıyor? Çocuğun yaşayarak öğrenmesine televizyon ya da bilgisayar oyunları mı engel oluyor? Peki ya anneler neyi seçiyor? Çocukların televizyon başında evde oturmasını mı yoksa sokakta, parkta özgürce oyun oynayabilmesini mi?

Çocuğun sahip olduğu tüm duygularını kullanarak denemesi, araması ve keşfetmesi, üretmesi diğer çocuklarla ve bireylerle ilişki kurması ve buna bağlı olarak insanlarla etkileşime girmesi olarak bilinen öğrenme ve gelişim yoludur yaşayarak öğrenme. Bu öğrenme özgürdür, özgüven geliştirir ve hisseder çocuk öğrenmenin verdiği hazzı, üstelik kendiliğinden insan doğasına uygun gelişir.

Ne yazık ki çocukların artık yaşayarak öğrenme faaliyetlerine örneğin hareketli sokak ve bahçe oyunları, doğayı tanıma, drama oyunları, kendi ürettikleri şarkılı oyunlar gibi durumlara katılımlarının giderek daha azaldığı araştırmalara göre gözlemlenmiştir.

Yaşayarak öğrenmede azalmanın nedenlerine bakıldığında televizyon ve video/bilgisayar oyunları, ailelerin artan meşguliyetleri, eğitim saatlerinin günün tamamına yayılması, evlerin etrafında oyun alanlarının yetersiz olması, boş vakitlerin planlı aktivitelere yönelmesi ve şehirdeki güvenlik yetersizliği olarak söylenebilir. Ancak sebep ne olursa olsun evlerimizde sağa sola durmadan giden çocuklarımız sadece televizyon ve bilgisayar oyunları ile meşgulken sakince kalabilmekteler fakat bu durum çocuklar için dış dünyadan sosyal ve bedensel hareketlilikle alması gereken ilişkiye sınırlar çizer. Çocuğun üretebilmesi için merak ve keşfetme gibi temel gereksinimlerin kendiliğinden ve doğal bir şekilde hayatın içinde, bahçede, sokakta, parkta çocuklarla beraber vakit geçirerek ortaya çıkması gerekmektedir. Hayal kurabilmek her çocuğun hakkıdır, bu hakkı oyun ve televizyon tasarlayanların zenginlikten yoksun hayallerine bırakmamız, üretmeyen ve gelişmeyen bir toplumun ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ayrıca bu çocuklar eksiklik ve boşluklarla dolu yetişkinler olarak hayatlarında ilerlemiş olacaklardır.

Ülkemizde yapılan araştırmalara göre bu durumun önemli etkenlerden biri olarak annelerde gözlemlenen çocuklarının güvenliğine yönelik kaygı davranışları saptanmıştır. Bizlere düşen görevler yetişkin, anne, eğitimci olarak kaygılarımızı azaltabilecek çocuklarımıza güvenli yaşayarak öğrenme ortamlarının sağlanması, kaygılarımızın gerçekçi olmayan kısımlarını fark edebilme ve bu konuda uzmanların yardımlarına başvurma davranışlarıdır.

Çocuklarımızın güven dolu, özgür, yardımsever, empati gücü yüksek, saygılı ve toplum tarafından kabul gören bireyler olmasını istemeyen var mı? Bu durumda her birey çocukken yaşayarak öğrenme ve kendi gerçeklerini geliştirme hakkını kullanabilmeli. Her anne –baba, her birey çocuklarımızın bu hakkını kullanabilmeleri için iş birliği yapmalı.

Biz yetişkinlerin de güven dolu, özgürce yaşayabileceğimiz, birbirine saygı ve hoşgörüyle yaklaşan bireylerden oluşan bir toplumda yaşamaya hakkımız var. Tek seçenek ise çocuklarımızın yaşayarak, oyunlar oynayarak gelişmeleri için bu haklarını kullanabilmelerine fırsat oluşturmak.

BİL Koleji Rehberlik Koordinatörlüğü

Bu haberi paylaş