Sanatla İyileşmek

İnsanın toplumda varolma savaşının ilk adımıdır eğitim.. Hayata alışmaya çalışırken büyüklerimizi taklit ederek başlarız ayaklarımız üstünde durmaya. Taklit yoluyla öğrenme kişinin yorumuyla beraber karakter oluşumunu tetikler.

Kişi, çocukluk yıllarında dış dünyadan etkilenme sonucunda, taklit yeteneğini kullanarak canlandırma yaparken, hayal dünyasından kattıklarıyla da oyunlarını zenginleştirmektedir. Biyolojik gelişimine paralel olarak, zamanla oyunlarında hayal unsuru azalarak, gerçekçilik daha ön plana çıkmaya başlar.

Gelişim evresinde hayallerinin zenginliğini yetişkin olmaya başlarken de yitirir. Ne acıdır ki, eğitim sistemindeki şartlar, toplumsal kurallar derken artık düşlerimizden uzak, renk ve heyecan dolu dünyamızdan ayrı yaşam savaşına kaptırırız kendimizi. İçimizdeki çocuğu öldürmeye bir başladık mı gerisi gelir acımasızca..

Danışanlarıma, hayattan aldığı zevki kaybetmemesi adına sevdiği aktiviteleri yapmasını öneririm. Çoğu zaman “ hayatta herşeye sahibim ama kendimi mutsuz hissediyorum” cümlesini duyuyorum. Onlara “öyleyse, hayatına seni farklı kılan, sevdiğin bir aktivite neden sokmuyorsun” dedğimde, yapabilirim aslında diyorlar. Yapabildikleri arasında sanat ve drama liste başı oluyor. Özellikle çocuklarda drama çalışmalarının katkısı oldukça fazla. İnsanın sosyal gelişimi adına her yaştan danışanıma tiyatro ve drama eğitimi almasını söylüyorum. Bilimin, tekniğin, sanatın tek amacı, insan hayatını daha rahat, daha mutlu bir seviyeye yükseltmektir. Bu amaca en güzel hizmeti de yine sanat verir.

Tiyatro ve drama insanın kendisini yeniden tanımasını ve tanımlamasını sağlayan bir sanat dalı. Sahnede canlandırılan her rol, kişinin karakterinin gizil yönlerini ortaya çıkarır, pozitif gelişimi sağlar. Tiyatroyla beraber sabrı, hoşgörüyü ve insan olmayı yeniden hatırlarız. Canlandırdığımız karakteri konuştururken başa çıkamadığımız sorunları yeniden analiz eder, çözüm üretiriz farkında olmadan.. Öfkemizi kusarız ve rahatlarız.

Üniversite yıllarında psikodrama eğitimi alırken, kıymetli hocamız bana aile heykelleştirmesi yapmamı söylemişti. Ailemdeki her bireyi canlandırmam istendiğinde ağlama krizine girmiştim. Göründüğü kadar kolay olmadığını o zaman anlamıştım. Hocamın desteğiyle yapmam gerekeni yaptıktan sonra, içimdekileri yansıttığımdan ve söyleyemediklerimi söyledikten sonra rahatladığımı farketmiştim. Tiyatro ve drama eğitiminin bir terapi çeşidi olduğunu da o yıllarda anlamıştım.

Ünlü filozof Aristo’nun “Ruh Arınması” adını verdiği olayda anlattığı gibi; Sahne dediğimiz üç duvarlı dünyanın güneşi, yağmuru, rüzgârı, evleri, sarayları, hapishaneleri yalancı olduğu halde, orada yaşanan hayat, duyulan haz, çekilen ıstırap seyirciye hiç de sahte görünmez. Aksine, o kadar gerçek hissini verir ki, bizi kendine asıl hayattan daha sıkı bir şekilde bağlar. Perde kalkar kalkmaz, görünmeyen sihirli kuvvetler tarafından yavaş yavaş kendi dünyamızdan çekilip alınırız. Temsil boyunca, biz artık, kendi kendimiz olmaktan çıkar, başka ve âdeta kendimize yabancı insanlar haline geliriz. İyi bir komedinin veya trajedinin temsilinden çıkınca, duygularımızın, düşüncelerimizin ne kadar değiştiğini açıkça fark ederiz; temsilden önce hayata, insanlara küskün isek, temsilden sonra içimizde, bunun aksi duygular uyanabilir. Bir hırsızı, bir dolandırıcıyı, bir dedikoducuyu tiyatroya götürün; hırsızlığın, dolandırıcılığın, dedikodunun sonuçlarını olanca çıplaklığı ile ortaya koyun; neticede bu insanların, gizliden gizliye de olsa, nasıl pişmanlıklar ve vicdan sancılarıyla kıvrana kıvrana salonu terk ettiklerini göreceksiniz.

İşte tiyatro sanatının eğitim değerini bu açıklamadan anlayabiliriz. Sözlerimi bitirirken ünlü İngiliz denemecisi Hazlitt’e dikkati çekmek istiyorum; «Hayatın bir örneği olan sahnede, aktörler, insanlığa ayna olurlar. Biz kendimizi onlarda görürüz. Onlar bize ne olduğumuzu, ne olmak istediğimizi, ne olmaktan korktuğumuzu gösterirler. Tiyatrosu olan bir memlekette kötülükler, hatalar sürüp gitmez.»

BİL Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birim Koordinatörlüğü

Bu haberi paylaş